Tuesday, April 17, 2012

Sensiz

 bilirim
arkasındasın tutulan güneşin
ışıklarınla yıkanır yüzüm
portakal sarısı
ellerim turuncu
dudaklarım mor
yüreğim çingene kızılı
rapsodi çalınır
kilise çanı
kılıç mavisi
savaş borusu
tekbirsiz
uygun adım
mehtersiz
iki geri
bir ileri
iliksiz kemik
kurumuş deri
serseri sokak
divane biri
gel-beri

bilirim ardındasın bulutların
gümüş rengini dökme aylar yansıtır
sesim kısık
kısır döngü
damları taşkın
saçakları boncuk
etekleri zilli afilli

bilirim ilerisindesin zamanın
boyutsuz anın
soyut
vuruşları
duyulur
göğüs kafesime sığmayan
çekişen canın
devranın
devir teslim
alınmış

ölüm korkusuna yenilir herşey
senden uzaklaştıkca
yaşama sevdalanır her tomurcuk
seninle baharlaştıkca
mürdüm eriği açar
burçlarında tepedelenlilerin

bilirim sen çok bilinmeyenli bir denklemin
ilk basamağında unutmuşsun
anahtarını
çözümlerin
ilk çığlığını kaybetmişsin
buluşmaların
ilk öpücüğün sıcaklığını
düşürmüşsün
dudaktan gerdana
ilk sancıyı kesmişsin
kasık
kısık
kıs
kız oğlan kız
ilk doğumu örselemişsin
örgülü
döngülü
görgülü

bir düttürü tutturmuşsun
notasız
güftesiz
nefessiz
kefensiz bir hayalet gemi yaratmışsın
yelkensiz açılmışsın ummana
pusulasız
pusu
puslu bir havaya kaptırmışsın kendini
pulsuz mektuba dönüşmüş
zarfını kapamışsın
adresini yamamışsın
dudaklarına
donmuşsun
duru
diri

bilirim yürüdüğüm yollara sığmaz ayakların
istersen çevrelersin evreni
gölgeme yaslanmaz,
yığılmazsın selviler gibi
yeşile hasret
karanlıklar üşür sen yağınca
kardelenli sabahlara
çözülür buzlar
taşar yüreğim
yanık bir düş kokusu siner yastığıma
yangın yeri olur nefesim
sensiz uyanınca...

Volkan Kemal

Yarımlıklar’dan