Monday, April 2, 2012

Bereket tanrıçası


Kadınlar geçiyordu
bileklerinde gamalı haçlı kelepçeler
erkekleri kurşuna dizilmiş kasabaları
karabasanlar örtmüş
eteklerinde çocuklar çelik çomak oynuyordu
gökyüzü yıldız ölüleriyle donmuş
ay ışımıyordu
kurt sürüleri inmişti
karlı tepelerden aşağı
kadınlar geçiyordu
buz tutmuş ayak parmaklarına basarak
çam kokusu sinmiş askeri barakalara doğru

muzaffer orduların başı dumanlı
şenlik türküleri boğum boğum
yayılıyordu eski kıtanın bozkırlarına
garnizonda yılbaşı çığlıkları arasında
ağlıyordu wagner
senfonik bir ironi kazındı dudaklara
ağır aksak tempoyla
yarıldı notaların başı
kan kızılı

kadınlar sürüler halinde uygun adım geçti
gaz odalarına doğru
genç ve dolgun memeliler ayır edildi
ihtiyar ve soluk benizlilerden
analar sökülüp alındı
dişleri kaşınmamış bebelerden
ekşimiş süt kokusu damlıyordu hala
buz yanığı bebeğin yüzünden aşağı
dudakları zifiri mor

genç ve dolgun olanlar yıkanıp tarandı
ayna yüzü görmenin heyecanı
parladı gözlerindeki tazeliklerde
yaşama dönüşün saçları kurulandı
ipek geceliklerle sarılıp
garnizon şefinin
şef yardımcısının
başcavuşun
onbaşının
sofrasına sunuldular üçer beşer
sunuldular
zafer taklarının altından geçerek
boyunları kırık birer heykel gibi
yaşam ve ölüm çizgisi arasından
bir gece olsun yaşayabilmeyi
seçebilmek için
donlarını sıyırdılar
azgın boğaların
nefeslerini söndürebilmek için
biteviye....

kadınlar geçiyordu sabahın morunda
ıslak tenlerine yapışmış kirlerine ağlamayı unutmuş
silah fabrikalarının kapıları açıldı
üç vardiye dolup taştı
bir avuç pirinç tabağında sunulan yaşam sevincine
mermi kovanlarına barut basmayı öğrendiler
sevdiklerine nişan alan erlere
onikilik kütüklüğe dizdiler
gözyaşlarından süzülmüş dantelleri

obüs topları gürlesin
dinmesin deye
yapma kuşlar bombalasın deye
lav silahları ölüm kussun deye
süngüler yürek deşşin deye
fabrikaların bacaları tüttü yıllarca
yıkılan şehirler teslim olsun deye
kendi kanına ihanet etti
bir lokma ekmeğe
“zincirlerinden başka mülk edinemeyenler

bir kepçe çorbaya fit olanlar
dualı dudaklarını büzerek
gaz maskesi ürettiler
kara suratlarına geçirmek
ve
asit kuyularından
ruhlarını temize çıkarmak için
kilise çanlarına gamalı haç taktılar
bizden sonra
canı cehenneme deye
fetva yazdılar
isanın önünde diz çökerek
çökelekleştiler

yeni dünya yaratan alimler
yeni silahların peşine düştüler
çoşkuyla taçlandırdılar kürsülerini
nobele adaylanıp
barış ödillerine layık görüldüler
yürekleri dinamit kokulu
ilmin namlusu kızardı
savaş boyunca
yüzü  astar tutmayan
ak suratlı
pancar bakışlı
keçi sakallılar
sakladılar
savsakladılar
gerçeğin yalın duruşunu
yılışarak
yeşil meşin etrafında tavaf edip
pervaneleştiler
kerhaneleşti kürsüler

ve kadınlar yürüdü savaş sonrası
karınlarındakı piçlerini gizleyerek
kendilerine çizlmiş yolu izleyerek
aryan bir ırk yaratmanın
üstünlük sembolü oldular
narin alımlı
mavi gözlü
dolikasefal
sarı altun saçlı
gamalı haçlı

ve kadınlar süründü savaş sonrası
üç kıtada aynı acıyı paylaşan
kasıklarında büyüttükleri kini
açlıkla terbiye ettiler
namus bekçilerine inad
satmadılar fiyatı konmamış onurlarını
piyasa bülbüllerine

ihanet etmediler kadınlıklarına
kadın kaldılar
kadınca yaşadılar
barut bastılar yüzlerine delinmiş kaderlerine
elleriyle doğrulup dizlerine yaslandılar
mor bir sevdayı kilimlediler
ağıt yakılmış türkülerine ekleyip geleceği
geçmişine sövdüler düzenbazın
yüzüne tükürdüler dürzünün
aymazın
gavvatın!

düzülmediler bir daha
savaş tamtamlarıyla postallaşmış yollara
mermileşmediler
memeleştiler
doyurmak için bereket tanrıçalarını...
 
Volkan Kemal
Bu öyküsel düttürü, barışı kasıklarında büyüten kadınlara adaklanmıştır.