Thursday, November 29, 2012

Söndürme



Nefretini dolama gövdeme
canım çekiliyor damarlarımdan
umursamaz
sakin durduğuma kanma
yangın sonrası yeşerir
meşe ağaçlarının
kararan dalları
özsuyu olmasa ayakta kalmaz
yıkılır meltemle bile

yılgınlığını aşılama
meyve vermez kiraz olsa bile
baharlaşırdı
narlaşan dudaklarıma dokunursa eğer
çiğ yağmaz
buzlanan sabahlarda
fırtınalı gecelerin aleviyle yansa bile

suskunluğuma sarıl
ve
uyut beni
sessizlik duvarları yıkılırsa
kalırsın altında
terkedilmiş şehirlerin
surlarına göm beni
anılar da göçerse
temelleri sel alır götürür
düşsüz sokakların kuytularına
terket beni
yalnızlığımla çoğalırım
tükenirim sanma
yokluğuma alışırsın
bunu unutma

başını alıp giden
nehirlerin isyan yüklü taşıyım
yuvarlanışım
dalga dalga çözülüşüm
ufalanışım
kum çölüne dönüşüm
ayakta dimdik sönüşüm
kızıl güllere hayran oluşum
sevdanla yanışımdandır
söndürme beni
bakışlarınla ört gözlerimi

Volkan Kemal

Wednesday, November 28, 2012

zeytuni



mızrak yerine
toprağa zeytin dalı dikme zamanı geldiğinde
toprağı bol olsun diyecekler çakmak taşlı
bolluk yaşayacak o mevsim akdeniz
karadeniz kıskanacak portakal gülüşlü
fındık dikecek
mezar taşı yerine
taşlanacağım ömür boyu
zeytuni...

Volkan Kemal

Tuesday, November 27, 2012

Çektiğim acılar varlığımın inşasının irili ufaklı parçalarıdır




"Çektiğim acılar varlığımın inşasının irili ufaklı parçalarıdır. Sadece düşünmek var etmez insanı; duygularını, ruhunu ve hatta zekasının geliştiren asıl öğreticiler acılardır. O halde varım çünkü acı çekiyorum.Doğduğum günden beri anlatmak
istediklerim var ve elbette asla anlatmayacaklarım ve anlatıyor gibi yapıp asla anlatmadıklarım. Önce akciğerlere değen oksijenin yakıcılığıyla başladı ilk acılar, sonra dünyanın anlamsızlığını düşünüp duran beynimin kıvrımlarındaki patlamaların elektrik çarpmalarıyla.

Doğduğumu anımsıyorum, ölümü ise düpedüz hatırlıyorum. Bir insan doğduğunda gözyaşları dökülür sevinçten. Bir insan öldüğünde gözyaşları dökülür, üzüntüden. Yani hayat boyunca değişmeyen tek şey gözyaşlarıdır ve yeryüzünde gözyaşları sonsuzdur. Biri ağlamaya başladığında, bir başka yerde de, bir başkasının gözyaşları diner. Biri doğarken başka birinin de öldüğü gibi. Geriye kalan sadece gözyaşları ve hiçtir. Ve arada ağzımızda bir ömür dolandırıp durduğumuz onca laf, kağıtlara döktüğümüz onca kelime sadece bir tür duygu kalabalığıdır. Tutsaklığımızdan kurtulmaya çalışmanın beyhude uğraşlarıdır bunlar.Asla gerçekten bir şey anlatılamaz, ancak bir şeyin hayali anlatılabilir, kendisi değil. O yüzden anlatmaya değil, anlatmamaya bakarım. Anlatma derdinden çok anlatmamanın zevkine kurulurum. Ama yine de hiç susmam, eğer bir gün susarsam, bu artık söylenecek hiçbir şey kalmadığı içindir, her şey söylenmiş, hiçbir şey söylenmemiş olsa bile"

Samuel Beckett

Sunday, November 25, 2012

aramızdan ter sızmıyor!



Dün,
karşısında divan durduğum ceviz
kokusuna doyamadığım ıhlamur
gölgesine uzanmağa sakındığım iğde
kozalarıyla küpe yaptığım çınar
yağı ile kavrulduğum zeytin
tadıyla savrulduğum incir
sazıma yürek yaptığım
dut ağacımdın
şeftalimdin
kayısımdın
kirazımdın!

poyrazlara dayanamadan kırıldın
şimşeklerle yanıp yıkıldın
kestiler seni hızarcıbaşılar
sırtıma yüklediler gövdeni
taşıdım seni günahlarıma sarılıp
tepelerin en yücesine sevgiye
beni 
sende çarmıha gerdiler

anlım anlına
beynim beynine
gözüm gözüne
dudakladım dudaklarına
dilim diline
göğsüm göğüslerine
karnım karnına
bacaklarım bacaklarına
ayaklarım ayaklarına
çivilediler!
ellerimiz anlımız ayaklarımız kanıyor
aramızdan ter sızmıyor!

 Uçtun rüzgara açıp yelken
tüm hücrelerime dağıldın
kemik dokumda döllendin
kanıma karıştın
benimle yaşadın
sevgiyle beslenerek

şimdi
ölüyorum diriliyorsun
bağrımda yaşıyorsun dört mevsim

bir kış sabahı
buzullara kök salıp
kardelenleşiyorum
kardelenleşiyoruz
kardelenleş
kardelen
kardel
kar
del
gel

Volkan Kemal

Friday, November 23, 2012

Zafiri



Kendi gözlerinle baktığın sürece
göremezsin karşındaki gözlerin baktığı yeri
yersiz

kendi nefsinle vaazladıkça
duyamazsın karşındakinin sessizliğini
densiz

kendi parmaklarınla dokundukça
dokunamazsın en ince yerine
hanım ellerinin
belsiz

kendi düşünce yol aldıkca
başkalarının rüyasına giremez
kabuslaşırsın
kubur

kendi düşüncene taptıkca
başka tapınakları yıkarsın
yıkıntı
kendi başına kalakalırsın
kalıntı

dedi karakedi

başkalarına takılırsan
takıntılı kalırsın
taklavat

kaldı
kendi başına
başbaşa 
gavvat

kendinle barışmadıkça
savaş ağalarına kurban olur
kendinle savaşmadıkça
barış kavgasına yenik düşersin
düşük

kendini sorgulamadıkça
başkalarını yargılarsın
kargı

kendini sevmedikce
düşmanlar yaratırsın 
düş


kendine sabretmedikçe
karşındakini taşlarsın
taş-ak

kendini yenmedikce
yenilgilere doyamazsın
 yenik düşersin
 yıkılır gidersin
yıkıldı kaldı
duvarlar gibi
davar

kendini tanımadıkça
başkasına taparsın
kendini hiçten yaratmadıkca
yaratıcı ararsın
yarım yamalak
tastamam
tas

kendin için yaşamadıkca
başkaları için ölürsün
adsız mezarlara
gömülürsün
dal taşak
 taş

dedi karakedi

ve yürüdü
korkularının üzerine üzerine
kızgın damda seke sek
adsız meyhanelerde teke tek
sek
çiğere saplanmış tırnağını yalayarak
adımlarını tanıyarak
adımlarını
adı gibi
zifiri
zafiri

Volkan Kemal

Thursday, November 22, 2012

Rafael Ziadeh




Rafael Ziadeh

12.11.11.2011 Londra...

Bir şiirle başlayacağım. Bu şiiri Gazze'ye bombalar düşerken yazdım. Koalisyon için basın sözcülüğü yapıyordum; bir sürü şey organize ediyorduk ve sabah altıya kadar ayakta kalarak her bir demeci mükemmelleştirdik. Bir Filistinli iseniz bilirsiniz ki Filistinliler yorulduklarında 'p'leri 'b' olarak telaffuz ederler. Böylece günün sonunda Bilistin'li oluveririz. Bu yüzden bütün gece 'p'lerime çalıştım. Ertesi sabah gazetecilerden biri bana şunu sordu: ''çoçuklarınıza nefret etmeyi öğretmekten vazgeçerseniz, herşeyin düzeleceğini düşünmüyor musunuz?''

Ona hakaret etmedim. Gayet kibar davrandım fakat bu şiiri yazdım, biz Filistinliler'in her zaman muhatap olduğumuz bu tür sorulara cevap olarak.
 //
Bugün, bedenim TV'de yayınlanmış bir katliamdı.

Bugün, bedenim demeçlere ve kelime sınırlarına sığmak zorunda olan  TV'de yayınlanmış bir katliamdı.

Bugün, bedenim, ölçülü cevaplara karşı istatistikle dolmuş demeçlere....ve kelime sınırlarına sığmak zorunda olan  TV'de yayınlanmış bir katliamdı.

Ve ingilizcemi mükemmelleştirdim ve öğrendim BM kararlarını.

Ama yine de bana sordu ''Bayan Ziyade, çoçuklarınıza nefret etmeyi öğretmekten vazgeçerseniz, herşeyin düzeleceğini düşünmüyor musunuz?''

Durakla!

İçime baktım, sabredecek gücü bulmak için fakat dilimin ucunda sabır yok, düşerken bombalar Gazze'ye.http://www.youtube.com/watch?v=9QLqvTzMU5k&feature=share

Sabır beni terketti...

Durakla!

Gülümse!

Biz hayatı öğretiyoruz bayım!

Refif...gülümsemeyi unutma...

Durakla!

Biz hayatı öğretiyoruz bayım!

Biz Flistinliler, onlar son gökyüzünü de işgal ettikten sonra hayatı öğretiyoruz.

Biz hayatı öğretiyoruz, onlar yerleşimleri ve ırkçılık duvarların inşa ettikten sonra, son gökyüzünden sonra.

Biz hayatı öğretiyoruz bayım!

Ama bugün, bedenim demeçlere ve kelime sınırlarına sığmak zorunda olan, TV'de yayınlanmış bir katliamdı.

Ve [diyorsunuz ki] bize bir hikaye ver sadece, insani bir hikaye.

Anlarsın ya...siyasi olmayan...

Seni ve halkını anlatmak istiyoruz insanlara, hadi bize bir öykü ver.

Fakat ''ırkçılık'' ve ''işgal'' kelimelerini kullanma!

Bu siyasi değil...

[diyorsunuz ki] bir gazeteci olarak bana yardım etmek zorundasın, siyasi olmayan hikayenizi anlatmanıza yardım etmem için.

Bugün, bedenim TV'de yayınlanmış bir katliamdı.

''Gazze'de tedaviye ihtiyac olan bir kadınla iligili bir hikaye vermeye ne dersin?

Ya sen?

Kemikleri kırılmış uzuvların var mı yeterince, The Sun'a kapak olmak için?

Ölülerini ve bana...ve onların isim listesini, 1200 kelime sınırın aşmadan!

Bugün bedenim, terörist kanına hissizleşenleri duygulandırmak için demeçlere ve kelime sınırlarına sığmak zorunda olan,TV'de yayınlanmış bir katliamdı.

Ama üzüldüler.

Gazze'deki sığırlar için üzüldüler.

Ben de onlara BM kararlarını ve istatistikleri anlattım ve lanetliyoruz ve yas tutuyoruz, ve reddediyoruz!

Ve burada iki eşit taraf yok: işgalciler ve işgal edilenler var.

Ve yüz ölü iki yüz ölü ve bin ölü.

Ve onca savaş suçu ve katliamın arasında demeç vermeliyim gülümsemeliyim! ''egzotik olmadan'' gülümsemeliyim, ''terörist gibi görünmeden''.

Ve anlatıyorum, anlatıyorum yüz ölüyü, iki yüz ölüyü, bin ölüyü!

Kimse var mı orada?

Kimse dinlemiyor mu?

Cesetlerin ardından feryat edebilmeyi diliyorum.

Her mülteci kampında yalın ayak koşabilmeyi...ve sarılıp her bir çoçuğa, tıkamayı kulakların duymasınlar diye bomba seslerini bütün hayatları boyunca tıpkı benim gibi.

Bugün, bedenim TV'de yayınlanmış bir katliamdı.

Ve size söyleyeyim, BM kararlarınız hiçbir zaman buna çare olmadı.

Ve hiçbir demeç, aklıma gelen hiçbir demeç İngilizcem ne kadar iyi olursa olsun!

hiçbir demeç...hiçbir demeç...hiçbir demeç...hiçbir demeç geri getirmeyecek ölüleri!

Hiçbir demeç bunu düzeltmeyecek.

Biz hayatı öğretiyoruz bayım!

Biz Filistinliler, her sabah dünyanın geri kalanına hayatı öğretmek için uyanıyoruz, bayım!

Arafta kalmalarım




 Temizledikçe eriyor maskeler
yırtıldı tenimde gizlediklerim
aradıklarım arıtmıyor artık
kaybettiklerimi
perdeler indi
bu oyuna bir son gerekliydi...

temizledikçe kirleten nedir;
kirlendikce temizlediklerimiz,
zamanın sağrısından kopanlar mıdır?
aydınlığın lekeleri mi
yanıklar mıdır, kabuk bağlamış...
sancılar mıdır sağaltılmamış
sorular mıdır yanıtlanmamış...
yanıtlar mıdır zehir zemberek...?
yutkunduklarımız
yutkunduk
yutkun
yut gitsin!

Kusma sakın
bana bir replik ödünç ver
bu son sahneleme
bu son çığlık cennetten kaçma
bu son utanç incir yapraklı
susma söyle Dante!
Arafta kalmalarım
kirletiyor cehennemin alevlerini
vişne dudaklı

Volkan Kemal

Yarımlıklar` dan…

Wednesday, November 21, 2012

Kara Maskeli



 Açlık ordularına komuta edenler
          imparatorun gölgesinde
selam durdu
emeğin ağır aksak
uygun adım
sol
sağ
gene sol
toz duman
yaman yürüyüşüne
         
taburlar halinde geçti köleler
ellerinde çekiç
          orak
ve çıkrıklar
çevirdiler sürüleri
eğirdiler
yünlerini
          ipliklediler
dokudular
          rengarenk
          desen desen
          kilimlediler
                   yol yol

bölükler halinde geçti
          ellerinde tüfek
          parmaklarında tetik
          yüzlerinde maske
maskeleştiler
gaz odalarında
          soluğu tükenenler
birbirinin sırtına tırmanarak
          tek lokma nefes için
birbirini çiğnediler
sakızlaştılar
asit kuyularında
fosforik

kıtalar geçti
          sıra sıra
          önce kara
          afrika
          sonra sarı
          asya
          ve daha sonra
          latin amerika
          orta doğu

kuyruklar uzadı
          pirinç
          lahana
          tarhana
          turşulaştı
          tabular
tabuliler
çocuklaştı ordular
          kefenleşti deriler
          kesirleşti sayılar
          aids
malarya
sümük salya
burunları düştü
etleri lime lime
soluğu kesik
kilise çanı
minare gölgesi
fasarya
bulutlara yükseldi
yanık bir arya
acılar dizildi
kara inci tanesi
gerdanı çarcur edilmiş
pili bitmiş marya
abideler dikildi
          özgürlük adına
          şehit kanı içildi
          cennet ırmaklarından
          yeni bir don biçildi
          eskisinden
daha da palavra
göze takılmayanlar
gece karanlığı basınca
yürüyüş koluna dizildi
          kolu dirseğinden kopuk
          dizi ayaksız
          dudağı patlak
          gözü akmış
          tırnağı kopuk
          taşağı yırtık
          pılı pırtık
cüzzamlılar katıldı en son
          alaya,
          veremlilerle kol kola
          başladılar duaya
          dilleri kan içinde
          çürük battaniyeden sızdı yaralar
          perdelendi zeytin gözler
          sarardı bebeler
          eğdiler bakışlarını
          tahtı revana kurulu
imparatoru alkışladılar
         
çekiç örse değende
          kıvılcım kızıla vuranda
          renkler isyan edende
          gökyüzü karaya saranda
          kavga korkuyu bölende
          korku sidiği atanda
          yıkıldı zifirin duvarı
açıldı dar-ı gülistan
darmadağın oldu kaleler
yıkıldı filler
          kuyruğu kopmuş dana
          gibi kıvrıldı
          kıt’alar
          milyarlar üretmek
          pazarda tükenmek içün
milyonlar sürüldü
                   kanlı savaşa
         
önce direnenler çekildi dara
          teslim olanların kırıldı kanadı
          tövbe edenlerin kesildi dili
          ırzı kırıklar düzüldü bir bir
          intikam aktı yıl boyu
          süpürdü onurlu soyu
          tarihin çöplüğüne

yenilenler yenilgileri içine gömüldü
          yenenlerin zaferi
          devletsel düttürüyle övüldü
          yalan miras kaldı talana
mirasyediler hakim oldu
beş yıldızlı hana
hamamlarda kirler üredi
yeni bir soytarı türedi
eskisinden de maskara
kapkara
kara
maskeli

Volkan Kemal

Monday, November 19, 2012

Hiçe boyun eğmek



 seni özlemek demek
maviliklerinde eflatunlaşmak
mercan adacıklarının
deniz atlarının yelesine tutunup
mağmaya inmek
yanıp kavrulmak
en gizemli yerinde
volkanlaşıp çıkmak yeryüzüne
yüz sürmek topuğunun değdiği
her ilmeğe
yüzsürmek
yüzsüzleşmeden...
ve
çıkmak gökkuşağına
seni seyretmek
dingin sularında asi ırmağının
gümüş kanatlı istavritlere
yem olabilmek
oltasız
dinamitsiz
ağsız..

seni özlemek
yasaklanmışları sırtlamak
prangaları öpücüklerle paslanmış
geceleri yakamozlarla sarhoşlanmış
gözlerinde batmak
biteviye kaybolmak
ve
dibe vurmak demek seni özlemek

seni özlemek
demir atmak demek sahilsiz denizlere
hayalet bir geminin pusulasına yapışmak
şaşı şehla bakmak
sarı yıldızı çalınmış kara boşluğa
mor sümbüllü sabahlarla akmak demek
seni özlemek

seni özleyememek
hiçe boyun eğmek demek hep....

Volkan Kemal

Friday, November 16, 2012

fosforlu cevriye




Farklılığının farkına vardığında
fark atacaksın
ötekilerden berikilere doğru
fırdöndü
rüzgar-gülü
olmaya var mısın?
dediler

Farkettim sırları dökülmüş aynada
yüzümün yeşili rengini
moraran gözkapaklarımı
patlayan dudağımı
uzayan dilimi
kuruyan derimi
bukelamuna döndürdün beni
zamansız
izansız
imansız
donsuz ,
tumansız

aynasız bir dünya özlüyorum şimdi
bakınca farkedilmemek bakanca
bıkınca terketmek için
misafir geldiğim
kokuşmuş bu yeri
iliğim kemiğimle
yoğrulmuş toprağı mayalamak
gürgene özsuyu
karıncaya yuva
cırcır böceğine ses
bok böceğine hamak olmak istiyorum...

farkedilmek istiyorum anlayacağın
farkını ödeyenlerce
farklı bir sunak sunmak
baş göz üstüne
özsuyunda yunmak hiçliğin
Veee
kuşanıyorum insan yazgısını boynuma
lilithin kırdığı kaburgamı
havvaya sunmak
sundurmak istiyorum
isyanı
nisyana

yaşasın cehenneme kovulmak
cenneti farketmek pervanece
farkını ödemek farkındalığın 
farından firar etmek
farfara faytonlu
fosforlu cevriye!
 
Volkan Kemal