Tuesday, January 22, 2013

ACI



Ve bu acı da boşuna olacak.
Son vazgeçişle
yükselttim seni,
bulantısı üzerine her şeyin,
bir gün dünyadan yükseldiği gibi
bütün utançların ve kederin üzerine
ışıklı bir kabın.
Koparmaya çalıştım seni bu ruhun içinde
yazgısından her şeyin,
ona bir an dokunup tükenen.
Sen suskun izledin beni
sonsuz bir özveriydi benim için,
son armağanın gibi geldi bana.
Ve şimdi seni yitirdiğimde,
bu vazgeçiş de boşuna olacak.
Yaslı gözlerin bakacaklar hep bana
bakışları son bakışmış gibi.

Ölüyordu yürek,boğulup ağırlığıyla
aynadaki anısı gibi yitmiş bir kadının.

Cesare Pavese 

Torino'ya yolculuk ve Pavese'nin Yaşama Uğraşı 
Bir kadın, mısır tarlalarının arasında Torino yönüne giden trende, dünyayı kavrayışına yol açan yazarları düşünüyor. Hiçbir yere bu kadar istekle gitmemişti. Trenin hareketlerinin oluşturduğu rüzgara bırakıyor kendini. Sonra ayağa kalkıyor, daha iyi görebilmek için ardından gittiği adamın yaşadığı yerleri. Anlattığı tepeleri, üzüm bağlarını, yağmuru, gökyüzünün gürlemesini, eski yapıları, ağustos böceklerinin ötüşünü düşünüyor. Kendisiyle sohbet etmeye çalışan adam ile, O'nun kitabında anlattığı yalnız kahramanlardan birine rastladığı duygusuna kapılıyor. Bu kadın Tezer Özlü, ardından gittiği adam ise İtalyan yazar ve şair Cesare Pavese. 
Torino sokaklarında O'nun izi
Özlü, 20. yüzyıl edebiyatının önemli isimlerinden Cesare Pavese'yi daha iyi anlayabilmek ve hissedebilmek için yaşadığı yerleri tek tek adımlıyor. Hayatı yalnızlıkla geçen Pavese'nin dostlarından marangoz Nuto'yla, Pavese'nin kızkardeşi ve onun kızıyla, Pavese'yi konuşur.
Torino'nun sokaklarını arşınlıyor, Pavese'nin betimlemelerinden tanıdığı sokakları; Einaudi Yayınevi, Platti kahvesi ve Otel Roma'yı... Ardından Pavese'nin doğduğu S. Stefano Belbo'ya gidiyor. Nuto'nun marangozhanesi hala yerindedir. Bir duvarında Pavese'nin portresi, altında ise kitaplarının dizili olduğu raf. Nuto, Schubert'in Ave Maria'sının notalarını işlerken, "Pavese, Vivaldi ve Beethoven'ı severdi" diyor. Tezer Özlü ise, "Pavese'nin düşünsel işlevinde, Nuto'yu kendisinin bir el işçisi olarak gördüğünü ve belki de bu nedenle, günlüğüne ‘Yaşama Zanaatı' adın verdiğini düşünüyorum" diye mırıldanıyor.  
Yazdıklarından Özlü'nün her anını, Pavese'yi ruhunda hissedercesine yaşadığını anlıyoruz : "Bu bahçelerde yeniden bulduğum, dolayısıyla yaşadığım, yalnız onun melankolisi, onun mutsuzluğu, onun yalnızlığı değil. Bu ağaçlar, yeşilin bu bırakılmışlığı, bugün de aynı o zamanki zamansızlığında duran, bekleyen, yitik zamanı bekleyen bu yeşil, şimdi de, o zamanki gibi bunaltıyor, bunaltıyor, bunaltıyor. Yazının, yaşamdan daha canlı bir olgu olduğunu ve yaşamdan taşarak oluştuğunu da burada kavrıyorum. Bir iç savaşta ben de tıpkı Pavese gibi kaçıp tepelerime sığınırdım. Çevresini şiire dönüştürmek için dünyaya gelmiş bir adam Pavese."
"Ancak uzun acılardan, uzun susuşlardan sonra ortaya çıkacak önümdeki günlerin nasıl olacağı. Yeni değerler, yeni bir dünya buluncaya kadar şaşkın, belirsiz ve karanlık bir dönemin geçmesi gerekiyor. Yirmi yaşlarıma tek üstünlüğüm edindiğim ustalık ve içgüdüsel sezgim olacak. Bu durumun elverişsiz yanı ise, aylarca sürecek acılar ve insanı tüketen yorgunluk." (C. Pavese)
***
Cesare Pavese'nin hayatı, savaşların, ahlaki çöküntünün, derin sosyal sorunların yaşandığı dünyanın karanlık bir dönemine denk gelir: 1. ve 2. Dünya Savaşları, birçok ülkeyi saran faşizm furyası, kapitalizmin krizleri vb.  Doğal olarak Pavese ile birlikte o dönemin yazarlarından çoğunluğu bu dönemin kültürel ve ahlaki bunalımını derinden yaşayarak, eserlerine yansıtırlar. Böylece İtalya'da toplumsal gerçeklere odaklanan bir düzyazı geliştirilir: Yenigerçekçilik. Bu terim aynı zamanda sinema eğilimi için de kullanılır. Pavese de bu akımın öncülerinden kabul edilir. 
“İnsanlar gene cephelerde ölmeye başladı. Bir gün barış içinde, mutlu bir dünya kurulursa, bütün bu olanlar için acaba ne düşünür o dünyanın insanları. Bizim yamyamlar, Aztek kurbanları, büyücü yargılamaları hakkında düşündüklerimizi belki de.” (C. Pavese)
Pavese'nin sanatı, yaşadığı çağ nedeniyle daha travmatik bir yapıya sahiptir. Hep derin içe dönüşlerle tanıtır kahramanlarını. Zira Pavese için sanat, insanın iç dünyasının dış dünyaya açılmasıdır, bunun için bir köprüdür. Hayatın zorluğu altında ezilen insan, ancak sanat yoluyla diğer insanlarla gerçekçi ilişkiler kurabilir. Acısı ve sevinciyle bir 'zanaat'tır yaşam. 'Yaşama Uğraşı' adını verdiği güncesinde, yaşamın bu gerçeğiyle hesapsızca yüzleşir Pavese.  
Günlüğünde iç hesaplaşmalar 
1935-1949 yılları arasındaki yaşamını kapsayan günlüğü Yaşama Uğraşı, Pavese'yi yakından tanımamıza fırsat yaratır. Kitabın adı, Pavese'nin son günlerinde kitabın baş sayfası olarak koyduğu beyaz bir sayfa üzerine yazdığı '1935-1950, C. Pavese'nin Yaşama Uğraşı' sözlerinden alır. Yazarın, yaşama dair felsefesini anlatır: Günlük yaşamdan edebi uğraşılarına, okumalardan çıkardığı notlardan edebiyat dünyasına yaptığı eleştiriler, yaşadığı acılar, inançların sorgulanması, intihar düşüncesi, insanın varoluş nedeni gibi birçok konuyu içerir günlüğü. Kendine ait özgün bir tarz geliştirmek için girdiği zorlu yollarda dolaştırır okuyucuyu. Yazarın kendine yönelik acımasız eleştirileri, iç hesaplaşmaları da kitabın tümünde önemli bir yer tutar. 
Antifaşist mücadelesi
Cesare Pavese, 9 Eylül 1908'de Torino yakınlarında, Santo Stefano Belbo köyünde doğdu. Pavese, ailesiyle birlikte yaz aylarını bu köydeki çiftliklerinde geçirdiği için bu köy ve çevresindeki kırlar, tepeler ilk şiirlerine ve olgunluk döneminin en başarılı romanı olan Ay ve Şenlik Ateşleri'ne esin kaynağı oldu. Babasını küçük yaşta kaybeden Pavese, geçim sıkıntısı nedeniyle Santo Stefano Belbo'daki çiftlik de satılınca çok sevdiği kırlardan ve tepelerden uzaklaşır. Pavese, gençlik yıllarından başlayarak yalnızlıktan hoşlanan, içe dönük biri olur. Torino Üniversitesi'nde edebiyat okur. İngiliz ve Amerikan edebiyatıyla yakından ilgilenir. 1933 yılında kurulan Einaudi Yayınevi'nde görev alır. Özgürlük ve demokrasi ağırlıklı çeviriler yapar, yazılar yazar. Anti faşist çalışmaları nedeniyle 1935'te tutuklanır, bir yıl hapis yatar. 1936'da serbest bırakılır. Brancaleone Hapishanesi'ndeki bir yılından esinlenerek Carcera (Hapis) romanını yazar. 1950 yılında yazarlık hayatının doruğuna ulaşır, ama özel hayatında yalnız ve bunalımlıdır. 1950 Nisanı'nda, Tra Donne Sole (Yalnız Kadınlar Arasında) adlı kitabına verilen Strega ödülünü aldıktan sonra Torino'da bütün özel kağıtlarını yok eder ve bir otel odasında, 26 Ağustos 1950 günü hayal kırıklıklarıyla dolu yaşamına son verir. İtalyan edebiyatının özgün kişiliği Pavese, ardında Ağustosta Tatil, Ay ve Şenlik Ateşleri, Güzel Yaz, Leuko İle Söyleşiler. Senin Köylerin, Tepedeki Ev, Tepelerdeki Şeytan, Yalnız Kadınlar Arasında, Yoldaş adlı önemli kitapları bırakır. 
(DENİZ BİLGİN)
***
Ölüm gelecek ve senin gözlerinle bakacak
Ölüm gelecek ve senin gözlerinle bakacak - 
sabahtan akşama dek, uykusuz,
sağır, eski bir pişmanlık
ya da anlamsız bir ayıp gibi
ardını bırakmayan bu ölüm.
Bir boş söz, bir kesik çığlık,
bir sessizlik olacak gözlerin:
Böyle görünür her sabah
yalnız senin üzerinde 
kıvrımlar yansıtırken aynada.
Hangi gün, ey sevgili umut,
bizler de öğreneceğiz senin
yaşam olduğunu, hiçlik olduğunu.
Herkese bir bakışı var ölümün.
Ölüm gelecek ve senin gözlerinle bakacak.
Bir ayıba son verir gibi olacak,
belirmesini görür gibi
aynada ölü bir yüzün,
dinler gibi dudakları kapalı bir ağzı.
O derin burgaca ineceğiz sessizce.

***
İntiharından önceki gün, “Artık sabahı da kaplıyor acı.” diye kısa bir not düştükten sonra 27 Mayıs günlüğüne şunları yazmıştır:
" ’48-’49′daki mutluluğumun hesabı görüldü. Bu soylu mutluluğun gerisinde şu vardı: Güçsüzlüğüm ve hiç birşeye bağlanmayışım. Şimdi, kendime göre, girdabın içine girdim: güçsüzlüğümü seyrediyor, onu iliklerimde hissediyorum, beni ezen siyasal sorumluluğu yüklenemiyorum. Bunun tek çözümü var: intihar. " Cesare Pavese – 27 Mayıs 1950