Wednesday, March 13, 2013

Yort Savul - Ece Ayhan


Yort Savul

Ece Ayhan, çocuklar ve ayaklanma sözcüklerini bir arada kullanır. Düzyazıları da şiiri öksüz bırakmaz. Yazı yazarken kullanmayı sevdiğim deyimlerden biri, Ayhandan alınma: Abiler. Beni çocuk konumuna getirip, okurlara saygıyı ifade eder bu deyim.

Vedat ÇAKMAK

Ece Ayhan’la kitaplarında tanışmam, 1977’ye dayanıyor. Libya’da köprüler yaparken geldiğim kısa seyahatlerden birinde, o sıralar yeni kurulmuş olan olan Ajans Ada’ya uğramıştım. Herhalde kuruluş nedeniyle, Ece Ayhan’ın bir kitabından 1000 adet yayınlayıp numaralamışlar: Yort Savul. “Yort Savul” sözü, Yunus Emre’nin bir şiirinden alınma:
padişahı kim bileydi
kul itmese yort savul
Beklendiği gibi kitap, “Yort Savul” adlı şiirle açılıyor (numaralar Ece Ayhan’ın):

YORT SAVUL

Atlasları getirin! Tarih atlaslarını!
En geniş zamanlı bir şiir yazacağız
Harisi karşılık verecek ama herkes
Göğünde kuş uçurtmayan şu üç soruya:
Bir, Yeryüzüne nasıl dağılmıştır
Tarihi düzünden okumaya ayaklanan çocuklar?
İki, Daha yavuz bir belge var mıdır ha
Gerçeği ararken parçalanmayı göze almış yüzlerden?
Üç, Boğaziçi bir İstanbul ırmağıdır
Nice akar huruç alessultanlarda bayraksız davulsuz?
Nerede kalmıştık? Tarihe ağarken üç ağır yıldız
Sürünerek geçiyor bir hükümet kuşu kanatları yoluk
Çocuklar! ile bile muhbirler! ve bütün ahali!
Hep birlikte, üç kez, bağırarak, yazınız
Kurşunkalemle de olabilir
Yort Savul!
 
Ekşi Sözlük’te “üç ağır yıldız” sözü üzerine bir yorum, bu yıldızların adlarının, Deniz, Hüseyin ve Yusuf olduğu üzerine. Ayaklanma kavramına aşık Ece Ayhan için beklenir!
Ece Ayhan, beni hep çocuklara bakış açısıyla, onları anlatışıyla sarsmıştır. “Orta İkiden Ayrılan Çocuklar için Şiirler” başlıklı şiirini ilk okuduğumda, bunların toplumumuzun içinde ne kadar büyük bir dilim olduğunu merak ettim. “Orta ikiden terk” lafını yaşamım boyunca o kadar sıklıkla duydum ki, toplumun yarısını bile oluşturuyor olabilir bu “çocuklar”.

Sivil ölümden konuşuyoruz dağılan neftîlikler arkadaşlar

Makedonyalı kalın usta marangozlar.
Kapaklanır bir adam daha kaçıncı, aktığımızı görünce
ters çevrilmiş kente karşı işte onun denizlerine
delikanlı kotaklarımızı çıkarmış ve ırmaktır.
Erkek ölümden konuşuyoruz yeni ormanlardan
dahi “dikeni seven gülüne katlanır bir kadın” dan.
Haramiler ki kırkın üstünde artık sayıları
bir küçük tabut tabakada gezdirirler ölüleri fakfon
burunlarına çekmek üzre, ince çağrışımlıdır.
Ey orta ikiden ölerek ayrılan çocuklar! aslında başlıyan
askerler tabiatta hâlâ tramvaydan Sirkeci’de mi inerler?
süsüne kaçılmamış bir cenaze törenine gitmek için.
Ece Ayhan, “çocuklar” ve “ayaklanma” sözcüklerini sıklıkla bir arada kullanır. “Meçhul Öğrenci Anıtı” çarpıcıdır:
Buraya bakın, burada, bu kara mermerin altında
Bir teneffüs daha yaşasaydı
Tabiattan tahtaya kalkacak bir çocuk gömülüdür
Devlet dersinde öldürülmüştür
Devletin ve tabiatın ortak ve yanlış sorusu şuydu:
·         Maveraünnehir nereye dökülür?
En arka sırada bir parmağın tek ve doğru karşılığı:
·         Solgun bir halk çocukları ayaklanmasının kalbine!
Ece Ayhan’ın kullandığı dil, halk çocuklarının dilidir. Zaten Morötesi Requiem kitabının alt başlığı da “Ağzıbozuk bir Minyatür”. Şu şiir, atından inmeden Orta Asya bozkırlarında at koşturan, acıktığında atının ensesine bıçakla çizik atıp kanını emerek yola devam eden akıncıların ruhunu çağrıştırıyor.

Artık  İnmeden Sevişmeye Alışmalısın

İşte bir Bok Ana ki kızlarını sünnet etmiş. Bir ölünün (*) kulağını dinlemesinler sıkı ağız. Bir karının oğlunu diriltmesinler dul.
Bir talikayla getirirler Niyazi adında bir geyiğin çektiği. Buz tutmuş bir delikanlıdır iyi gözlü dilsiz. Makedonya’da (*) düşünülmiyen.
Hırçın bir belleği sergileyebilir bir gizli kapak (*). Bin lacivert güvercinle. Kasabalar kapanmıştır ve bir postnişinden korkulur.
(*) Amber içinde saklı bir ölünün atlarla geçen kimselersin oğlanhğı.
(*) Makedonya ay bir köpekle çıkmış uluyordu.
(*) Kentlilerin mutluluğu öldürülür içindir.
Morötesi Requiem’in iç kapak yazısı, Ece Ayhan’ın yaşam öyküsünü ve yaptığı etkileri şöyle özetliyor:
Şiirimizin en önemli “modern ustalanndan biri” olarak adlandırılan Ece Ayhan, 1931’de Datça’da doğdu. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni bitirdi. İlk şiiri 1954’te “Türk Dili”nde yayımlandı. Bu dönemde, sonradan ilk kitabı Kınar Hanımın Denizleri’ne (1959) aldığı, kendine özgü çağrışımlar ve göndermelerle örülü şiirleriyle hem Türk şiirinde hem de İkinci Yeni’nin içinde kendine farklı bir kanal açtı. 1965’te yayımladığı Bakışsız Bir Kedi Kara ve 1968’de yayımlanan Ortodoksluklar’la, neredeyse bütünüyle “özel bir dil” halini alan bu şiir, Ayhan’ın, 1973’te yayımladığı ve daha geniş bir okur kitlesince alımlanan Devlet ve Tabiat’ıyla birlikte bu kez de “Sokağın diliyle” okurunu (ve izleyicilerini) oluşturdu. 1977’de yayımlanan ve kitapla aynı adı taşıyan ünlü şiirini ve ilk dört kitabını içeren Yort Savul ise Ece Ayhan şiirinin kendisinden sonraki kuşaklar üzerindeki gücünün belki de topluca belgelenişi idi. 1981’de Zambaklı Padişah, 1982’de de “tarihin düzünden okunduğu” Çok Eski Adıyladır’ı yayımlayan Ece Ayhan’ın şiiri üzerinde Enis Batur, Tahta Troya’da (1981) bir kitap boyutunda konaklamış; Ender Erenel Ece Ayhan Sözlüğü’nü, Kemal Yangın - Orhan Alkaya ikilisi ise Çok Eski Adıyladır Sözlüğü’nü yayımlamışlardı. Ayhan’ın ‘82 sonrası şiirlerinin bir bölümünü, kimi yazı ve konuşmalarıyla birlikte içeren Çanakkaleli Melâhat... 1991’de “düzşiirler” alt başlığıyla yayımlanmıştı.
Onun doğduğu Datça’da Can Yücel’in yatıyor olması ilginç. Ama şöyle de bir tanım var Ekşi Sözlük’te: “Nazım Hikmet’in hayatının son dönemlerinde, Moskova’da sürgünde yazdığı şiirlerini ‘kartposal şiiri’ diye nitelendirdiğinden, Can Yücel’in hakaretlerine maruz kalan şair”. Her ikisinin görüşünün de kızgınlıkla, ya da alkol etkisiyle oluştuğundan kuşku duymuyorum. Her ikisinin de sanat ve siyaset dünyalarındaki hasımlarının sayısı, rahatlıkla bir kasabayı doldurur.
Ece Ayhan’ın düz yazıları da şiiri öksüz bırakmaz. Beni en fazla etkileyeni, “Bakışsız Bir Kedi Kara”.
Gelir bir dalgın cambaz. Geç saatlerin denizinden. Üfler lâmbayı. Uzanır ağladığım yanıma. Danyal yalvaç için. Aşağıda bir kör kadın. Hısım. Sayıklar bir dilde bilmediğim. Göğ­sünde ağır bir kelebek. İçinde kırık çekmeceler. İçer içki. Üzünç Teyze tavanarasında. İşler gergef. İnsancıl okullar­dan kovgun. Geçer sokaktan bakışsız bir Kedi Kara. Çuvalında yeni ölmüş bir çocuk. Kanatlan sığmamış. Bağırır Eskici Dede. Bir korsan gemisi! girmiş körfeze.
Ece Ayhan, doğu ve batı kültürlerini tanır ve bunları, şiirinde karşı karşıya getirmeyi sever.

Benim hiç çin’de bir ablam olmamış korkunç hû
gecelerin ilerlemiş saatlerinde tramvaya binen
bir bach konsertosunun dudakları gibi çilek korkunç hû.
Yazı yazarken kullanmayı sevdiğim deyimlerden biri, Ece Ayhan’dan alınma: “Abiler”. Beni çocuk konumuna getirip, okurlara saygıyı ifade eder bu deyim.
Şiirimiz karadır abiler
Kendi kendine çalan bir davul zurna
Sesini duyunca kendi kendine güreşmeye başlayan
Taşınır mal helalarında kara kamunun
Şeye dar pantolonlu kostak delikanlıların şiiridir
Aşk örgütlenmektir bir düşünün abiler
Şiirimiz her işi yapar abiler
Valde Atik’de Eski Şair Çıkmazı’nda oturur
Saçları bir sözle örülür bir sözle çözülür
Kötü caddeye düşmüş bir tazenin yakın mezarlıkta
Saatlerini çıkarmış yedi dala gerilmesinin şiiridir
Dirim kısa ölüm uzundur cehennette herhal abiler
Ece Ayhan, ayaklanmalarıyla, kültürler arası yolculuklarıyla ve halkın ağzını beceriyle kullanmasıyla, gönüllere kapak atmış bir şair, bir yazar. Çok sayıda şairi ve yazarı da etkilemiş bir kültür insanı. (VÇ/TK)